Fokları andıran adaların en büyüğüdür. Günümüzde foklarımızın yaşam alanıdır ve tertemiz denizi ile pırıl pırıl parlamaktadır. Kayalıkların içinde ve arasında yer alan mağaralar fokların evleridir. Bu nedenle mağara yakınlarında denize girmek ve kayalıkların üzerine çıkmak fokların rahat yaşayabilmesi ve üreyebilmeleri için yasaklanmıştır. Ancak Foça’ya gelen misafirlerimizin ve pek tabii ki bizlerin denize girebilmesi için denize girilebilen alanlar da mevcuttur. Orak adasının kuzeybatısında yer alır.

Siren Kayalıkları adını tarihten – mitolojiden almıştır. Mitoloji de bahsi geçen Sirenler, vücutları kuş şeklinde, başları ise kadın şeklinde olan, yaptıkları büyülü müziğin güzelliğiyle tanınan yaratıklardır. Efsaneye göre; burada yaşayan Sirenler, yaptıkları doğa üstü müzikle buradan geçmekte olan teknelerdeki denizcileri büyülerlermiş. Müziğin ve Sirenlerin güzelliğinin büyüsüne kapılan denizciler, ölene kadar burda kalmak isteğine kapılırlar, bu düşünceler içinde gemileriyle bölgedeki kayalıklara çarparlarmış.

Siren Kayalıkları’nın yüzyıllardır dalgalarla aşınarak aldığı doğa üstü şekiller de, Sirenler’in doğa üstü müziğini doğrular bir görüntü taşımaktadır.

Büyük destan HOMEROS’ta Siren Kayalıkları’ndan nasıl bahsedildiğini biliyor musunuz?

“Ulu Tanrıça Kirke, “ne yapın yapın, Tanrısal Sirenler’den sakının” dedi bana. “Büyüleyen seslerinden, çiçekli çayırlarından sakının. Sen dinle o sesi. Ama bağlasınlar ayakta seni kollarından bacaklarından orta direğe.” Böyle dedim ve uyardım arkadaşlarımı. Bu ara gemimiz Sirenler’in adasına varmıştı bile. Çünkü itici bir rüzgar esiyordu arkamızdan. Derken rüzgar düştü, deniz oldu çarşaf gibi. Bir tanrı bütün dalgaları dindirmişti. Yoldaşlarım kalkıp geminin yelkenlerini topladılar, sonra da kürekleriyle döve döve köpürttüler denizi. O zaman ben tunç kılıcımla mum peteğini parçaladım ufak ufak, ezdim güçlü ellerimle mumu. Sürdüm arkadaşlarımın kulaklarına. Duymaz oldular artık sirenleri. Onlar da bağladılar kollarımdan bacaklarımdan orta direğe beni.

Sonra vurdular kürekleriyle kırçıl denize durmadan. “Bir sıvışsak göz açıp kapayıncaya kadar şuradan” dedik. Ama gözlerinden kaçmadı yakından geçen gemi Sirenlerin. Çınlayan sesleriyle hemen başladılar ezgiye: “Gel buraya, dillere destan Odysseus, Akhalar’ın şanı şerefi. Durdur gemini duy bizim sesimizi. Hiçbir zaman bir kara gemi buradan geçemedi durup dinlemeden ağzımızdan çıkan tatlı ezgileri; dinlerler doya doya, daha çok şey öğrenip öyle giderler, biliriz biz engin Troja’da olup bitenleri…” Güzelim sesleriyle onlar böyle diyorlardı ve dinlemek istiyordu benim gönlüm. Kaşlarımla işaret ettim arkadaşlarıma, çözün dedim beni. Onlarsa habire kürek çekiyorlardı iki büklüm. Az sonra epey uzaklaşmıştık Sirenler’den, artık duymaz olmuştuk seslerini…”